Kategoriler

12 Eylül 2007 - 15:32Samsun’da Pontusçu Faaliyetler

SAMSUN’DA PONTUSÇU FAAL?YETLER (*)
Dr.Nuri YAZICI

Ba?lang?çta, Batum’dan Sinop’un do?usuna kadar bütün sahili ve ?ç Anadolu’da Sivas ve Kayseri’ye kadar geni? bir alan? kaplayan Pontos emeli, baz? politik geli?melerden sonra Samsun’u merkez seçerek faaliyetlerini burada yo?unla?t?rm??t?.

Samsun, co?rafi ve ticari önemi sebebiyle Pontos’a ba?kent olarak seçilince, nüfusça da desteklenerek Rum mucahir iskân? yoluna gidilmi?tir. XIX. yy sonlar?nda Samsun’un Hançerli, Pazar, Kaleiçi, Çay?riçi (Cedid) ve Me?de mahalleleri gibi büyük müslüman mahalleleri yan?nda, yerle?tirilen Rum’larla yeni mahalleler te?ekkül etmi?ti.

Mütakere’den sonraki günlerde ise, muhacir ak?n? artarken, yabanc? i?galiyle ve müfetti? ünvan?yla gelen Yunanistan siyasi memurlar?n?n tahriki ve organizesiyle Rum çetelerinin tecavüzleri de ?iddetleniyordu; Samsun’un ç?k?? yollar? Rum e?kiyas? taraf?ndan kesiliyor, ?ehirde silahla dola??l?yor , ?ehir yak?nlar?nda yayl?m ate?i aç?larak deh?et havas? estiriliyordu.

Rum halk?n Osmanl? Hükümetiyle münasebeti kesilmi? gibiydi; özel ve resmi i?ler için Metropolidhane’ye müracaat ediliyordu. Nisan 192 1 ‘de Metropolidhane’de yap?lan aramalarda, Rum köylülerin kendi aralar?ndaki mes’elelerin çözümü için Metropolidhane’ye bu?vurdu?unu gösteren belgeler ele geçmi?ti. Hatta bunlar aras?nda, Metropolid’e yaz?Ian 18 Haziran 1920 tarihli bir mektupta Karagöl, Kurugökçe, Taflan köylerinde 120 tüfek bulundu?u ve mücadele edilece?i bildiriliyordu.

Yunanistan’?n ba??ms?zl?k günü olan 7 Nisan’da da, Samsun’da büyük nümayi?ler yap?lm??t?. Rum kulüplerinde konferanslar verilmi?, Yunan gemilerinin büyük maketleri. içlerinde mumlar yak?l? 0ldu?u halde omuzlarda gezdirilerek gösterilerde bulunulmu?tu.
Yunanl?lar taraf?ndan Samsun’a bilhassa önem verildi?i anla??lmaktad?r. Kordos Komitesi bölgede faal haldedir. Samsun’a Yunanl? ö?retmenler ve para gönderilmektedir. Ayr?ca. ?stanbul’da Yunanl?lar taraf?ndan yap?lan izci te?kilatlar?ndan artan silah ve malzemeler sevkediIerek bölgedeki ayaklanma desteklenmi?tir.

SAMSUN’DA RUM’LAR TARAFIDAN KURULAN CEM?YETLER ?SE ?UNLARDI:
1- Samsun Rum Muhacirin Cemiyeti (Le Comite des Emigrants de Samsoun)
1918′de Samsun’da kurulmu? olup, ba?kan? Metropolid Vekili Ef timos Zilon’du. Cemiyetin gayesi, Anadulu’nun çe?itli yerlerindeki Rum nüfusu Samsun bölgesine iskan ederek ço?unluk teminiydi.
Metropolidhane’nin aranmas? s?ras?nda Eftimos Zilon’un odas?nda tasarlanan Pontos Cumhuriyeti haritas?, çe?itli kazalardan düzenlenmi?, Osmanl? Hükümeti aleyhine propaganda malzemesi olabilecek mektupIar ve para makbuzlar? ele geçrni?ti.
Metropolidhane kâtibi Andonaki’nin evrak? aras?nda bulunan, cemiyetin 19181- 919 y?llar?na ait kasa defteri hesab?na göre toplam gelirleri 20 657 Osmanl? liras?yd?. Bunun 20 635 liras? muhtelif tarihlerde ?stanbul Muhacirin Merkez heyeti’nden gönderilmi?ti. Bu paran?n bir k?sm? Canik’teki Rum yetimhanelerine harcan?rken, büyük bir k?sm? da Samsun Rum köylülerine da??t?lm??t?. Fakat, bu paran?n ne kar??l??? da??t?lm?? oldu?u belirtilmemi?tir.
1919 - 1920 y?l? kasa durumu da, 6 1 325 Osmanl? liras?na ba?lanm??t?. Bu paran?n da bir k?sm? ?stanbul Pontos Merkez-i Umumiyesi’n den, Osmanl? Bankas? yoluyla geliyordu.

2- PONTUS ?DMAN KLÜBÜ:
(LE CLUB SPORT?F DU PONT)
Canik Mutasarr?fl???’n?n 31 Mart 1921 tarih ve 287 say?l? gizli yaz?s?nda, Dahiliye Vekâleti’ne bu adla bir cemiyetin kuruldu?u, asl?nda bu cemiyetin Asya-i Su?ra Cemiyeti’nin bir ?ubesi oldu?u, Metropolid hane’nin tavassutu ve himayesi alt?nda faaliyet göstererek Rum gençlerini fikirleri etraf?da toplay?p, maksadlar?n? gerçekle?tirmeye çal??t?klar?, para toplad?klar?, beyanname da??tt?klar?, kendilerine kat?lmayanlar? ölümle tehdit ettikleri bildiriliyordu.
Bu cemiyet Kad?köy ve ?lyasköy’de bir onba?? ve on Rum gencinden müte?ekkil, silâhl? çeteler de kurmu?tu.

3- ?rfanperverler Klübü ;
(Le Club des PhilomaTes)
?dman Klübü ile ortak faaliyette bulunan bir Rum cemiyetiydi. Kendi ifadeleriyle “hemcinslerini Yunanl?I??a has bir surette terbiye etmek” amac?ndayd?lar.

4- Müdafaa-? Me?rute Cemiyeti :
(La Defens, Constitutionelle)
Cemiyet bir ba?kan ve biri veznedar , biri sekreter olmak üzere üç üyeden olu?an heyet taraf?ndan yönetiliyordu. Samsun Metropolidhanesi’ndeki aramalarda elde edilen nizamnamesine göre Ünye, Fatsa, Kavak, Havza, Çar?amba, Bafra, Sinop, Inebolu, Tokat, K?r?ehir, Kayseri, Ürgüp’de ?ubeleri bulunuyordu. Yine kendi ifadelerine göre, u?rayabilecekleri tecavüzlere kar?? silâhl? bir ?ekilde te?kilâtlanm??lard?. Bulunduklar? bölgeleri k?s?mlara ay?rararak, bir âmir ve on Rum gencinden meydana gelen çeteler kurmu?lard?. Samsun kazas? da böyle bir tak?m bölgelere, bölgeler de k?s?mlara ayr?lm??t?.
Ayn? te?kilatlanma program? köylerde de uygulan?yor, cemiyete girenlere Incil, Hz. Isa, miIlet ve vatan nam?na yemin ettiriliyordu. Bunu takip için de, cemiyet içinde mahkemeler kurulmu?tu. Te?kilât tamamIan?nca yirmi ya??ndan yukar? bütün Rumlar silâhland?r?lm?? olacakt?.

5-Mukaddes Rum Anadolu Cem?yet? :
(La Sa?nte societé Grecque d’Anatolie)
Bu cemiyet de kurulu?unu duyuran beyannamesinde, hadiselerin Müdafaa-i Me?rute Cemiyeti’ni kurmay? gerektirdi?ini, yine ayn? maksadla ”Mukaddes Rum Anadolu Cemiyeti”nin te?ekkül etti?ini bildiriyordu.
Gece ve gündüz Rum’lu?un hizmetinde ve Istanbul, Izmir, Selânik ve Trabzon gibi yerlerdeki mukaddes Rum cemiyetleriyle temasta oldukIar?n? bildirdikleri bu beyannamede, amaçlar?na ula?mak için Rum halk?n?n yard?m? istenmekteydi : zenginlerden alt?n, fakirlerden para talep edilirken, vatan?n feryad?na kulak asmayan, itaat göstermiyenlerin ölümIe cezaland?r?laca?? belirtiliyordu.
6.Rum Teceddüt ve ?hya Cem?yet? ;
(La Societe de Renaissance Grecque)
Samsun’da kurulan bu cemiyet de, Müdafaa-i Me?rute cemiyeti’nin bir ?ubesi gibi, onunla i?birli?i halinde çal??m??t?r.
Bu cemiyetler do?rudan ?stanbul’daki Rum cemiyetleri ve Patrikhane’nin pro?ram? do?rultusunda faaliyet gösteriyorlard?. Mâli bak?mdan da, bu merkezlerden desteklendikleri gibi, Rum halktan yard?m da toplan?yordu. Bu harcamalar özellikle Aral?k 1918 ile Ocak 1921 aras?na y???lm??t?r. Bu y?llar aras?nda Sarnsun Metropolidhane kasas?ndan toplam 3256 431 kuru? harcama yap?lm??t?r. Bu paran?n büyük bir k?sm?, 1 908 085 kuru?’ u Sarnsun ve Canik Sanca??’n?n di?er kasaba heyetlerine, muhacir iskan ve ia?esi için verilmi?ti. Köyler ve kasabalarda ?ah?slara ödenen para miktar? da 993 085 kuru?u buluyordu.
Metropolidhane katibi Andonaki’nin evrak? aras?nda bulunan cep defterinden anla??ld???na göre Tokat ve Kayseri yetimhaneleri ile Yunan K?z?l Haç Heyeti’ne ise toplam 670 000 kuru? verilmi?ti.
Bu para ve silah deste?iyle sürdürülen faaliyetlerin yan?nda, i?galcilere casusluk yap?ld??? gibi, Türk halk?n?n mukavemetini k?racak propaganda beyannameleri de da??t?l?yordu. Bütün bunlardan maksat mahalli asayi?i bozuk gösterip bir yabanc? müdahalesini temin ve do?acak buhrandan istifadeyle bu topraklarda bir ”Pontos Devleti” ilan etmekti.

(*) Dr. Nuri Yaz?c? Milli Mücadele de Canik Sanca??nda Pontuscu faliyetler.
(1918-1822); 1989 Ank.

Yorum yok | Kategoriler: Tarih |

12 Eylül 2007 - 15:32Osmanl? Tarihinin Bilgisi ?le Bugünkü Kimlik Sorunlar?m?z

Osmanl? Tarihinin Bilgisi ?le Bugünkü Kimlik Sorunlar?m?z ve Dünyadaki ?tibar?m?z Meseleleri[1] Aras?ndaki ?li?ki ya da ?li?kisizlik Üzerine

 

Türkiye Günlü?ü, Yaz 1990, say? 11′de yay?nlanan makale

?nsanlar?n, özellikle kendi kültürlerinin üstünde bulundu?unu sand?klar? tarihi gelenekler kar??s?ndaki tav?rlar?, kendi kimlikleri hakk?ndaki kanaatleri, endi?eleri, iddialar?, k?saca kimlik meselelerinin etkisinden tamamen ba??ms?z olamaz. Bu aç?dan tarihi-toplumsal-be?erî konular?n bilgisini üretmek i?i, fizikî evrenin bilgisini üretmek i?inden önemli ölçüde farkl?d?r. ?nsanlar?n kendi kimlikleriyle ilgili tav?rlar?, fiziki evrenin bilgisinin üretilmesine bile müdahaleye yol açmaktad?r. Meselâ, Ortado?u’nun ‘ahlaki’ dinler gelene?inin[2] bugünkü kollar? üstünde bulunanlar?n bir k?sm?, evrenin ba?lang?c?, olu?umu ve ba?kala?mas?n?n yap?s? ve sonu hakk?nda ‘inançlara’ sahip olduklar? için, bu konularda bilgi üretilmesi çabalar? kar??s?nda kay?tl?d?rlar.[3] Üretilen baz? bilgileri, inançlar?yla uyu?mad??? için sevmezler, yay?lmas?n? engelleme?e çal???rlar. Ama gene de, insanlar?n büyük ço?unlu?u için, evrendeki ‘kara delikler’, ya da ‘quark’larla, içinde ya?ad?klar? be?eri-toplumsal dünyan?n nas?l olmas?, bu dünyada insanlar?n nas?l ya?amalar? gerekti?i konusundaki tav?rlar?, tercihleri, talepleri, itirazlar?, mücadeleleri, kavgalar? aras?nda hiçbir ili?ki yok gibidir. ‘Kara delikler’, ya da ‘quark’lar?n bilgisinin üretilmesine yönelik çal??malardan, bu çal??malar?n olu?turdu?u söylemden ‘rahats?z’ olmalar? ihtimali oldukça zay?ft?r. Buna kar??l?k, bugünkü kültürler, dinler, toplumlar, siyasî sistemler ve bunlar?n tarihlerinin bilgisinin üretilme?e çal???lmas?, bu konulardaki bilgisel söylem, insanlar?n kendileri, ba?kalar? ve dünya hakk?ndaki, insan? heyecanland?ran türden kanaatlerini çok daha yak?ndan ilgilendirir. Bugün dünyada var olan kültürler, içindeki insanlar?n, kültürleri ve tarihleri hakk?nda bilgi üretilme?e çal???lmas?ndan kaynaklanan söylemi ‘sakinlikle’ kar??lay?p kar??lamad?klar? aç?s?ndan büyük farklar sergilemektedir. Baz? kültürlerin insanlar?, ta??d?klar? kültür ve tarih geleneklerinin ‘incelenmesi’nden duyduklar? rahats?zl?klar?, bu ‘incelemeyi’ fevkalâde zorla?t?ran, zaman zaman imkâns?zla?t?ran bir ?ekilde ifade etmektedirler. ‘Rahats?zl?k’? ifadenin biçimi, ‘istenmeyen’ ?eyleri söyleyenlerin ‘tehdit edilmesi’, hapsedilmesi, sürülmesi, ve hatta öldürülmesi biçimini alabilmektedir. Ba?ka baz? kültürlerin insanlar? ise, kültürleri ve tarihleri konusunda, kendi toplumlar?nda ya da dünyan?n geri kalan k?sm?nda ya?ayanlar?n ‘de?er’leri, ‘inanç’lar?, ‘san?’lar? aç?s?ndan ‘naho?’ bulunaca?? san?lan ?eylerin söylenmesini fevkalâde sakin bir ?ekilde kar??layabilmektedir. Böyle bir tav?r ise, bu kültürlerin ve tarihlerinin ‘bilgisinin’ üretilmesini kolayla?t?rmaktad?r. Ça??m?z?n baz? ?ansl? kültürlerinde, kültürlerinin ve tarihlerinin bilgisinin üretilme çabas?ndan do?an söylemde ‘naho? ?eyleri’ söyledi diye ki?ilerin öldürülmesi, hapsedilmesi, sürülmesi tehdit edilmesi art?k tarihte kalm?? ‘naho?’ bir ?ey haline gelmi?tir.

Türkiye’de bugün içinde ya?ad???m?z kültürler ‘bir aradal???’n?n bir çok bölgesindeki insanlar, kültürleri ve tarihlerinin, ‘serbest bir bilgisel tav?r’la incelenmesinden ‘?iddetle’ rahats?z olmaktad?rlar. Kendi konumlar?n? ‘resmi Kemalist’ paradigmaya göre ayarlama iddias?nda olanlar?m?z?n ço?u, ba?ta kendi de?erleri olmak üzere birçok konunun ‘serbest’ bir ?ekilde dü?ünülmesi, konu?ulmas?, tart???lmas?ndan rahats?zd?rlar. Kendilerini ‘ilerici’ diye sunan ‘Marksist’lerimizin ço?u, tarihimizde görülen en koyu ‘sinsi sansür’ al??kanl?klar?ndan birinin örne?ini vermi?lerdir. Her ?eyi konu?ur gibi görünürken, zihnî enerjilerinin büyük bir bölümünü, her konuda, müzakere ‘gündemi’nin denetimleri d???na ç?kmas?n? önleme çabas?nda harcam??lard?r. Kendilerini ‘?slamî bir toplum kurma’ya adam?? ‘dinci’[4] insanlar?m??n ço?u ise, ‘bu bizim inanc?m?z? rencide ediyor gerekçesi’ni, Türkiye’deki felsefi, bilimsel, siyasî söylemi, sanat? ve günlük hayat?, neyi ?slâmiyet san?yorlarsa onun san-süründen geçirmenin, hayat? ?slamiyet sand?klar?na ‘indirgeme’nin arac? olarak kullanmak istemektedirler.

Türkiye, tarihî bilgiye yönelik ‘müzakere’ ve ‘söylem’in serbest bir ?ekilde üretilmesinin kolay olmad??? bir ülkedir. Çok say?da ‘etkili’ insan için, bugünkü kimlik meseleleri ve Türkiye’de ya?ayan herkesin sürdürmesi gerekti?ini sand?klar? ‘do?ru hayat’ aç?s?ndan ‘uygun bir tarih resmi’ vard?r. Aralar?nda çok say?da ‘tarihçi’nin de bulundu?u bu insanlar için, yap?lmas? gereken ?ey, bu ‘uygun tarih resmi’nin ‘yeniden-üretilmesidir’. Arzulan?lan ?ey, bu ‘uygun tarih resmi’ni do?rulas?n do?rulamas?n tarihî bilginin üretilmesi de?il, bu ‘uygun tarih resminin do?rulu?unun’ teyit edilmesidir. ‘Resmi Kemalistler’, ‘Marksistler’ ve ‘dinci muhafazakârlar’, sahip olduklar? ‘uygun tarih resimleri’ birbirine hiç benzemese de, bir varl?k alan? olarak tarih ve bilgi alan? olarak tarihçili?i, kendi uygun tarih resimlerinin teyidi meselesi’ olarak ele almalar? aç?s?ndan birbirlerinin ikiz karde?leridir.

Türkiye’de tarihçili?i, birincil olarak, tarihî gerçekli?e yakla?ma meselesi olarak ele alabilmemiz, kendimizi üstünde sand???m?z geleneklerde ya?am??, ölmü?, ‘tarih olmu?’ insanlar?n yapt?klar? ve söylediklerini, “k?zkarde?imizin namusu” meselesi gibi ele almaktan vazgeçebilmemize, bu yap?lan ve söylenlere insanl???n birikimli miras?ndaki ‘ho?’luklar ve ‘naho?luklar’dan kendi pay?n? alm?? ‘ilginç’ bir serüven gibi bakabilmemize ba?l?d?r. Tarihi gerçeklik ne ise odur. Bizim ‘naho?’ buldu?umuz için ‘silmek’ istedi?imiz, ya da ‘ho?’ buldu?umuz için tarihi gerçekli?in tek içeri?i gibi göstermek istedi?imiz her ?ey, ba?ka kültürlerdeki insanlar?n da tarihi gerçekli?idir. ?nsanl???n tarihi haf?zas?n? kontrol edebilme gücüne sahip olmad???m?za göre, Fatih Sultan Mehmet ya da Kanunî Sultan Süleyman’?n, ya da Sadrazamlar?n, ya da Yeniçerilerin ‘erdemi, namusu’ ve iffetini rekonstrükte etmek” gerekçesiyle[5], ya da (Osmanl? Devletinin kendisini barbarl?kla suçlayanlar? utand?racak bir hukuk devleti(!) oldu?unu kan?tlamak”[6] gerekçesiyle yaz?lm?? tarihçilik, sonunda sadece, üstünde oldu?umuzu sand???m?z gelenek hakk?nda bizim üretti?imiz ‘tarih resmi’yle ba?kalar?n?n üretti?i ‘tarih resmi’ aras?ndaki benzemezli?i artt?r?r. Ve sonunda, insanl???n geri kalan k?sm?n?n payla?t??? tarihî haf?zadan tamamen kopuk, özel bir ‘tarih resmi’ içine kendimizi hapsederiz. Bu da, dünyan?n geri kalan k?sm?ndaki insanlarla ayn? ça?da?l??? ya?amak, kendi ça??m?zda ya?anan yeni serüveninde ‘arkada?l?k’ yapabilmek gücümüzü büyük ölçüde azalt?r.

Türkiye’de Osmanl? tarihî gerçekli?iyle ‘u?ra?mak’, bu tarihî gerçeklikle do?rudan ili?kisi olmayan iki ‘mesele’den büyük ölçüde etkilenmektedir. Bunlardan biri, içinde ya?ad???m?z dünyada itibarl? bir kültüre sahip insanlar olmak ‘meselesi’dir. ?kincisi ise, Osmanl? tarihî gerçekli?inin bir parças?n?n ‘iyi mi’, ‘kötü mü’, ‘isabetli mi’, ‘isabetsiz mi’ oldu?u konusunda, bugün bizim aram?zdaki ‘kanaat’ ve ‘de?er farklar?’, tart??malar, anla?mazl?klard?r.

Her ülkenin insanlar? gibi bugün Türkiye’nin insanlar? olarak bizlerin de, millî kimli?imizin bize dünyadaki ba?ka insanlar nezdinde ‘itibar’ sa?lamas?n? istememiz, ‘do?ru’ ve ‘sa?l?kl?’d?r. Bu iste?imizi gerçekle?tirmenin yolu ise dünyam?z?n geri kalan k?sm?nda ya?ayanlar?n önemli bir k?sm?n?n ‘itibarl?’ sayd?klar? de?erlere göre ‘güzel’, ‘adil’, ‘bar??ç?’, ‘müreffeh’, bilimde, sanatta, felsefede, adalette üretken bir cari kültürü üretmemizden geçer. Türk olmay? içinde ya?ad???m?z dünyada itibarl? bir s?fat halinde ya?amak isteyen, böyle bir meselesi olan herkesin, böyle bir cari kültürü Türkiye’de üretmek için kendine dü?eni yapmas? gerekir. Ama bu insanî ve onurlu iste?imiz ne kadar do?ru ve sa?l?kl? ise, bu itibar? ‘erdemi, namusu, iffeti ile lekesiz bir ‘kendi tarihimiz’den türetme?e kalk??mak o kadar yanl?? ve sa?l?ks?zd?r. Türkiye’de Osmanl? tarihiyle u?ra?mak i?i, giderek, ‘bugün ba?kalar?na onlar?n be?enecekleri fazla bir kendi ?eyini gösteremeyen birinin çoktan toprak olmu? dedeleriyle yalan yanl?? ö?ünmeyle ba?kalar? nezdinde itibar kazanma’ çabas?na indirgenilmektedir. Hiçbir millî, hiçbir dini gelene?in tarihi, be?erî bir tarih oldu?u için sadece ‘ho?’luklardan ya da sadece ‘naho?’luklardan olu?amaz. Osmanl? imparatorlu?unun tarihinde de say?s?z ‘naho?’luklar vard?r. Vatikan’?n tarihi ya da ?ngiltere’nin tarihi ya da Amerika Birle?ik Devletleri’nin tarihinde oldu?u gibi. Bizim kendi ça??m?z ve dünyam?z?n ba?ka insanlar? nezdinde itibarl? olmam?z?n, Osmanl?lar?n ‘erdemi, namusu, iffetini rekonstrükte edebilme kabiliyetimiz’in bir fonksiyonu gibi görme yan?lg?m?z, kendi hayat?m?z?, tarih kar??s?ndaki tavr?m?z? kat?la?t?rmakta, ‘biz’i ‘ba?kalar?’ nezdinde, muhtemelen, ‘ho?’ olmayan bir konuma itmektedir. Bugünkü ve gelecekteki dünyada itibar?m?z?n, Fatih Sultan Mehmet ya da Kanuni Sultan Süleyman ya da Genç Osman’a tecavüz eden yeniçerilerin yapt??? ve söylediklerine de?il, bizim yapt???m?z ve söylediklerimize, üretti?imiz ya da üretemedi?imiz carî ve fiilî adalet, sanat, felsefe ve bilime k?sacas? uygarl??a ba?l?d?r. Bunu görmek bizi her bak?mdan yumu?atacak, mensubu oldu?umuz millî kimli?imizden ötürü dünyadaki ba?ka insanlar?n nezdinde itibarl? olma iste?imizi gerçekle?tirebilme gücümüzü artt?racakt?r.

‘Osmanl? Tarihi’ni ele al???m?z?, bilgiye yönelik bir tarihçilik aç?s?n-dan olumsuz yönde etkileyen ikinci ‘mesele’, Osmanl? tarihî gerçeklik y???n? içindeki en ‘önemli’ parçalardan biri hakk?ndaki bugünkü ‘siyasal’ tav?rlar?m?zla ili?kilidir. Bu parça, Lale devrinden itibaren, Osmanl?lar?n dini ‘?slam’ ve konu?tu?u dil Türkçe olanlar? aras?nda, Osmanl? tarihinin seyri kendi tarihi ortamlar?nda en ‘etkili’ knumlarda olan insanlardan bir k?sm?n?n, kendi ‘eski’ devlet, toplum ve dünya görü?ü, de?er ve kurumlar?n? ‘yetersiz’ bulmas?, bunlar?n yerine, sava??m içinde olduklar? ‘Avrupa’n?nkilere benzer ‘yeni’ de?er ve kurumlar? yerle?tirmek istemesidir. Atatürk ve arkada?lar?n?n Türkiye’de laik bir devlet ve ça?da? d?? dünyaya aç?k laik bir kültür olu?turma giri?imleri, 1710′lardan, 1910′lara kadar iki yüz y?ll?k Osmanl? tarihî gerçekli?inin temel eksenini olu?turan, ‘yenile?me’ ve ‘Avrupal?la?ma’ giri?imleri tarihinin bir uzant?-s?d?r.

Bu ‘yenile?me’ ve ‘Avrupal?la?ma’ giri?imlerinin ‘iyi’ ya da ‘isabetli’ mi yoksa ‘kötü’ ya da ‘isabetsiz’ mi oldu?u konusunda bugün Türkiye’de ya?ayanlar aras?nda ciddi bir uzla?mazl?k vard?r. Kimimize göre bu giri?imler, bütünle?mi? bir dünya gerçekli?inde, siyasal varl??a sahip bir ‘millî kültür’ olarak ‘hayatta kalabilmenin’ tek ç?kar ‘yolu’ydu. Kimimize göre ise bu giri?imler ‘biz’i ‘dinden sapt?rma’ya yönelik bir ‘ihanet’ti. Ama, aralar?nda Osmanl? tarihinin bu parças?n?n ya?anm?? olmas?ndan ‘ho?lanma’ ya da ‘ho?lanmama’ konusunda birbirinden ayr?lanlar, baz? etkili ‘Osmanl?’lar taraf?ndan Osmanl? kurumlar? ve de?erlerinin yetersiz bulunmu? ve Avrupa’dakilerin benzeriyle de?i?tirilmek istenilmi? olmas?n?n, Lale Devri sonras? Osmanl? tarihî gerçekli?inin temel ekseni oldu?unda her halde birle?eceklerdir. Lale Devri sonras?yla ilgili bu eksen, kaç?n?lmaz bir ?ekilde, hem Osmanl? tarihinin bilgisini üretebilmek için analitik kurgular olu?turmak zorunda olan tarihçi ve sosyal bilimcilerin, hem de bugünkü ve gelecekteki Türkiye’nin nas?l olmas? gerekti?i konusunda tezi ve/veya davas? olan insanlar?n, Lale Devri öncesi Osmanl? tarihini ‘görmeleri’ni de etkilemektedir.

Günümüz Türkiyesi’nde ‘kim oldu?umuz’, ‘kim olmam?z gerekti?i’, ‘kim olabilece?imiz ya da olamayaca??m?z’ konusundaki ‘tart??ma’, giderek artan bir ?ekilde, Lale Devri’nden sonraki ‘Avrupal?la?ma’ tarihinin ‘resmedilmesi’ ve de?erlendirilmesi ‘meselesi’yle, ayr??t?r?lmas? bir hayli güç bir ‘kör-dö?ü?ü’ halinde, iç içe geçmektedir. Lale Devri’nden sonraki Avrupa’ya benzeyerek ‘yenile?me’ giri?imleri lüzumlu muydu ve lüzumsuz muydu meselesi, eski Osmanl? de?er ve kurumlar? yeterli miydi yetersiz miydi, bu eski de?er ve kurumlarla, giderek daha çok bütünle?en bir dünyada, bir ‘Osmanl?’ ya da bir ‘Türk’ siyasal ve kültürel varl??? korunabilir miydi ‘mesele’sinden ayr??t?r?lamayaca?? için, bugünkü Türkiye ile ilgili tez ve davalar?m?z, bütün Osmanl? tarihini, hatta bütün tarihi ele almam?za ‘müdahale’ etmektedir.

Tarih, asl?nda bizim d???m?zda var olan bir gerçeklik alan?d?r. Tarihçilik de, bir kimlik deklerasyonu, ya da kimlik krizlerini çözmek için ba?vurulan bir ‘tedavi’ yöntemi, ya da farkl? millî, dinî, siyasî kimli?e sahip olanlar aras?nda bir sava? arac? de?il, biz istesek de istemesek de d???m?zda var olan, ne ise o olan bir gerçeklik alan?n?n bilgisini üretme i?idir. ‘Tarihçilik’ yapmaya çal???rken, kendi kültürel, dinî, millî, siyasî, ideolojik kimlik meselelerini, dünyaya ?ekil verme, insanl??? yönlendirme tutkular?n? mümkün oldu?u kadar bir parantez içine al?p bir rafa kald?ramayan ki?i, ba?ka bir çok ?ey olabilir ama ‘tarihçi’ ya da ‘be?erî’ ve ‘sosyal bilimci’ olamaz. Bu nedenledir ki, bir millî tarih ya da millî tarihçilik olamaz. Gayr? millî tarih ya da gayr? millî tarihçilik olamayaca?? gibi. Türkiye’nin, ya da Türklerin, ?slamiyetin, ya da Müslümanlar?n tarihi olabilir. Ama Türkî tarih ya da ?slamî tarih, ya da ?sevî tarih ya da Mecuzî tarih olamaz. Türkî ya da ?slamî sosyoloji, psikoloji, fizik, kimya, matematik olamayaca?? gibi. Ki?inin kimlik f?rt?nalar? içinde ya?amas?, bir tutku halinde, ba?ka insanlar?n da ya?amalar? ‘gerekti?i’ni sand??? insan olma tarz?n? ya?atmak için yan?p tutu?mas?, bir insan?n, ‘di? tabibi’, ‘beyin cerrah?’, ‘kimya mühendisi’ olmas?n? engellemeyebilir. Ama, tarihçi ya da be?erî bilimci ya da sosyal bilimci olmas?n? imkâns?zla?t?r?r. Tarihçilik, insanl???n birikimli miras?n?n her bölgesine, her kültür ve uygarl?k gelene?inin bu miras içindeki pay?na sakin bir ?ekilde bakabilen, ‘bütün ve parçalar aras?ndaki ili?kileri, parçan?n insanl???n birikimli miras?n?n olu?turdu?u ‘muhte?em’ mozai?in içindeki rengini anlama?a çal??ma merak? ile bakabilen ki?inin yapabilece?i bir i?tir. Bu nedenle tarihçilik, be?erî ve sosyal bilimcilik gibi, belirli bir ‘insanl?k görgüsü’, yani insanl???n öyküsü ve miras?n?n bütünlü?ünü görebilme terbiyesi gerektirir. Bu görgüye sahip olmayan, bu terbiyeyi edinememi? ki?ilerin, tarihçilik diye yapt?klar?, çok kere, içlerindeki kimlik f?rt?nalar?nda esen rüzgarlarla sürüklenmek, ya da tarih hakk?ndaki söylemi sürdürdükleri kendi kavgalar?nda savunma ve yaralama silah? gibi kullanmakt?r.

‘Tarihçilik’ diye yap?lan?n sa?l?kl? bir bilgi üretme i?i mi yoksa, bilgi üretme i?i aç?s?ndan sa?l?ks?z bir ba?ka ?ey mi oldu?unu belirlemenin en etkili, en kolay ve çabuk sonuç veren yolu, ‘tarihçilik söylemi’nin, sadece ve sadece, söylenenlerin ‘do?ru’ mu ‘yanl??’ m? oldu?unu ay?klamaya yönelik bir ele?tiri süzgecinden geçip geçmedi?ine bakmakt?r. Tarihçilik söyleminin de?erlendirilmesinde ba?ka hiç bir süzgecin, hiç bir millî, dinî, siyasî ‘uygunluk’ süzgecinin i?levi yoktur. Tarihçi, tarihçilik söyleminin kar??s?na do?ruluk ya da yanl??l?k ölçütünden ba?ka hiç bir ölçüt ç?karmayan, ba?ka ölçüt aramay?, ba?ka ölçüt pe?inde olmay? reddedebilen ki?idir. Meselâ, Fatih Sultan Mehmet’in Balkanlar’daki ‘fetihleri’ s?ras?nda çok kan döktü?ünü, ya da Kanunî Sultan Süleyman’?n ?mparatorlu?u’ndaki Türklerden ho?lanmad???n? ve ‘Çingenler’, ‘Acemler’ ve ‘Uruslar’la bir tuttu?unu kan?tlayarak söyleyen birine, bu söylenenlerin yanl?? oldu?unu kan?tlayamayan bir ba?kas?n?n, ‘vay bre z?nd?k, Türkler kan dökmez, Kanunî ise büyük bir Türk’tür, sen bu koskoca Türk hakanlar?na nas?l küfredersin’ diye tepki göstermesi, anla??lmas? kolay bir be?erî tav?r olsa da bir tarihçilik tavr? de?ildir.

Türkiye’nin bugün ve yar?n nas?l ‘olmas? gerekti?i’ hakk?ndaki tez ve/veya davalar?m?z?n hakl?l???n?, bunlar?n tarihî zorunlulu?unu ya da hakl?l???n? ispatlamak için tarihle ‘oynayarak’ de?il, ‘iyi’ bir dünyan?n nas?l bir dünya oldu?u hakk?ndaki kendi de?er, dü?ünce ve önerilerimizle gerçeklendirmemiz gerekmektedir. Ça??m?z? ya?aman?n gerektirdi?i sorumlulu?umuzu üstlenmenin yolu budur. ??imize gelen tarihler ‘uydurmak’ de?il. ‘?yi dünya’n?n, yalan yanl?? bildi?imiz ya da çok kere hiç bilmedi?imiz bir eski tarihi ortamda ya?anm?? olan dünya oldu?u san?s?, çok kere, bugünkü ve yar?nki dünyam?z?n nas?l olmas? gerekti?i konusunda tez ve/veya davalar?m?z?n felsefi ve siyasi sorumlulu?unu üstlenme vazifemizden kaçmak istememizin bir maskesi olabilmektedir.

Bütün ‘milli birlik ve beraberlik’ söylemimize ra?men, Türkiye’de bugün kendi kimlikleri hakk?ndaki ‘imaj’lar?, ‘dünya görü?leri’ birbirinden çok farkl? olan insanlar ya?amaktad?r. Bu nedenle de, insanlar?m?z?n Türkiye’nin nas?l olmas? gerekti?i konusundaki dü?ünceleri aras?nda uzla?maz gibi ‘görünen’ farklar vard?r. Türkiye’nin nas?l olmas? gerekti?i konusunda, belirgin bir yayg?nl??a sahip farkl? dünya görü?lerinden birbirine en ayk?r? olanlar? aras?ndaki ‘anlam dünyas? mesafesi’ bir hayli büyüktür. Muhtemelen, meselâ ?ngiltere’de farkl? dü?ünce sahipleri aras?ndaki ‘mesafeden’ çok daha büyüktür. Bu ayn? ‘siyasi ve kültürel çat?’ alt?nda ya?amam?z? ve bunu sa?layacak toplumsal bütünle?me süzgeçlerini tehdit edebilece?i için, bugün bu ülkede bulunan insanlar?n ayn? ‘siyasi ve kültürel çat?’ alt?nda ya?amas?n? isteyenleri endi?eye sevketmekte, hatta korkutmaktad?r. Ama, nas?l ki korkunun ecele faydas? yoksa, bir ‘millî berabercilik’ söylemini, Türkiye’de böyle bir mesafenin varl???n? gizlemenin perdesi gibi kullanman?n da, uzun vadede, toplumsal ve kültürel bütünlü?ümüzü korumaya bir faydas? yoktur. Kendinin ‘Kürt’ oldu?unu söyleyen birine, ‘hay?r sen Kürt de?ilsin, k???n karda yürürken aya??n kart kurt sesleri ç?kartt??? için sen kendini Kürt sand?n’ diyerek, ya da ‘ben Müslüman?m, yani Kur’an’?n Allah’?n buyru?u oldu?una inan?yorum, bugün Türkiye’deki hukuk düzeni Kur’an’la çeli?iyor; ben Müslüman oldu?um için bu hukuk düzeninin Kur’an’a dayand?r?lmas?n? istiyorum’ diyen birine, ‘Hay?r yan?l?yorsun, ?slamiyet en son din oldu?u için en ileri, en laik dindir, sen gerçek dinini bilmedi?in için böyle kötü ?eyler istiyorsun’ diyerek, ne Türkiye’de ayk?r? kimlik imajlar? ve dünya görü?leri aras?ndaki mesafe azalt?labilir, ne de Türkiye’de ayn? ‘kültürel ve siyasi çat?’ alt?nda ya?amam?z?n ?ans? artt?r?labilir. Bu ?ans? artt?rman?n yolu, bu mesafeden ürkmekten, herkesin neyi en do?ru ‘dünya görü?ü’ ve nas?l bir Türkiye’yi en iyi Türkiye say?yorsa, onu rahat rahat ifade etmesi, serbestçe kendi görü?ü ve önerisinin en do?rusu oldu?una dair ba?kalar?n? ikna etme?e çal??mas?ndan geçmektedir. Aram?zda üstünde anla?mam?z gereken tek beraber ya?ama oyunu kural?, kendi görü?ümüzü yayg?nla?t?rma?a çal???rken, hiç birimizin, Allah ad?na hareket etti?imizi sansak dahi, ba?kalar?n?n var ve farkl? olmak hakk? üstünde, fikrî ?iddet de içinde olmak üzere hiçbir zorlamaya ba?vurma?a hakk? olmad???, buna kalk??anlar?n, aram?zdaki cumhuriyetçi sözle?meye göre toplum ad?na cezaland?r?laca?? kural?d?r.

Türkiye’de ya?amakta olan insanlar?, ayn? siyasi ve kültürel çat? alt?nda, kurucu üyesi olan yurtta?lar?na her türlü dü?ünce ve inanca sahip olma, az?nl?k olma, farkl? olma hakk?n? sa?layabilen bir hukuk devletinde, yani bir Cumhuriyette tutabilme i?i, ba?ar?lmas? mümkün fakat ciddiyet gerektiren bir i?tir. Tarihle u?ra?may? ciddi bir bilgi i?i gibi ele almak, insanlar?, bugün ve yar?nki Türkiye için ne istiyorlarsa bunu niye istediklerini, tarihî ‘masal’lar uydurarak de?il, kendi ahlakî, estetik tercihlerinin gerekçelerini göstererek söylemek meburiyetinde b?rakaca?? için, fiilen Türkiye’de ya?amakta olan insanlar?n, Türkiye Cumhuriyeti’ni, sözde de?il, ya?att??? de?erler ve kurumlarla gerçek bir Cumhuriyet olarak görmeleri, bunun için de içinde ya?amak istemeleri ihtimalini artt?racakt?r.

Türkiye’de farkl? ‘kimlik imaj’lar?, farkl? ‘dünya görü?’leri ve farkl? Türkiye teklifleri aras?ndaki mesafeden korkulmadan, herkesin bugün ve yar?n için neyin en do?ru oldu?unu san?yorsa onu serbestçe tart??mas?, bu tart??man?n dolayl? yollardan yap?lmas? ihtiyac?n? azaltacakt?r. Y?llardan beri, bu tart??may? dolayl? yapman?n en yayg?n biçimlerinden biri de, ‘tarih resimleri’ni, Lafonten masallar? gibi, bugünkü ve yar?nki Türkiye hakk?nda konu?mak isteyip de, ?u ya da bu nedenle konu?amad??m?z ?eylerin ifade dili olarak kullanmak olmu?tur. Meselâ Atatürk’e çok k?zan bir çok ki?i bu k?zg?nl???n? Abdülhamit’i överek, ya da Atatürk’e k?zanlara çok k?zan bir çok ki?i de bu k?zg?nl?klar?n? Abdülhamit’e söverek ifade etmektedir. Tarihî söylemin bu amaç d??? kullan?m?, tarihe bilgi kayg?s?yla yakla??lmas?n?, tarihî bilginin kendisi için üretilen bir ?ey gibi görülmesini bir hayli güçle?tirmektedir.

Elbette ki, bir yanda insanlar?n ‘kim’ olduklar? hakk?ndaki kanaatleri ile di?er yanda sahip olduklar? dünya görü?leri ve içinde ya?amak istedikleri kültürel, toplumsal ortam hakk?ndaki istekler ve öteki yanda ‘tarih resimleri’ aras?nda, kaç?n?lmaz kar??l?kla etkile?meler vard?r. ?nsanlar, kültürden kültüre de?i?en ölçüde de olsa, tarihî bir boyutu da olan bir ‘kimli?e’ sahiptir. ?nsan kimli?indeki bu tarihî boyutun nispî önemi, yeri, kuvveti, kimli?in ne ölçüde bir tarih bilinçlili?i içerdi?i kültürden kültüre de?i?ir. ?nsanlar?n kimlik imajlar?nda tarihî boyut, köylü kültürlerinde bir hayli zay?ft?r. Çok yak?n tarihlere kadar, bir kaç istisnaî ki?i d???nda okur-yazarl??? bar?nd?rmayan, genelde yaz?l? bir belle?e sahip olmayan köylü kültürlerinde ya?ayanlar?n, zaman, mekân, ki?i ve olay koordinatlar? ile ‘bilebilecekleri’ geçmi?, birkaç ku?a??n tecrübesi ile s?n?rl?d?r. Her yeni ku?ak ortaya ç?kt???nda, birkaç ku?ak önceki geçmi?, ‘bilinebilir’ bir geçmi? olma özelli?ini yitirir. Ya?ayan köy kültürünün bilgisel haf?zas?ndan silinir. Efsanevî, ?iirsel bir sözlü gelenek için erir gider. Köylü kültürlerinde ki?ilerin, ‘Peygamber’, ‘Hüsrev Anu?irvan’, ‘Churchill’, ‘?skender’, ‘Buda’, ‘Zerdü?t’ gibi insanl???n büyük serüveninin ‘kahraman’lar?n?, birbirlerine göre, zaman, mekân ve kültür konumlar?n?n olu?turdu?u ili?kiler a?? üstünde tasarlayabilmek için herhangi bir imkânlar? yoktur. Bunun içindir ki köylü kültürleri, göçebe-otlat?c? ve avc?-toplay?c? kültürleri gibi, gayri tarihidir (ahistorical). Zaman tasar?mlar?, geçmi?-bugün-gelecek ba?lant?lar?, mahallî olanla evrensel olan aras?ndaki ili?ki tasar?mlar?, ‘bilgisel de?il’ mitolojiktir.[7]

Köylü kültürleri, binlerce y?ldan beri, tar?m-temelli fakat ?ehir merkezli, yaz?l? üst-kültür ve imparatorlukçu devlet geleneklerine sahip uygarl?k alanlar?n?n üstünde sürüp gelmi?tir. Bu uygarl?k alanlar? ise, çok eski dönemlerden, kesinlikle yaz?n?n ke?finden[8] beri önemli ölçüde kar??l?kl? olarak birbirlerini etkilemi?tir. ‘Osmanl? Tarihi’nin bulundu?u Orta Do?u uygarl?k gelenekleri bölgesi, bu kar??l?kl? etkile?melerin dünyada en yo?un oldu?u bölgedir. Büyük Kuru?’un kurdu?u Pers ?mparatorlu?u’nda, bugünkü Bulgaristan’dan Pakistan’a, Afganistan’dan Libya’ya yay?lan çok geni? bir alan üstündeki farkl? dil ve dine sahip yüzlerce halk?n yüzy?llar boyunca, ayn? ?mparatorluk serüveni içinde yüzmü? olmas?; Büyük ?skender’in Makedonya’dan kalk?p, bugünkü Anadolu, Suriye, Irak, M?s?r, ?ran, Afganistan, Pakistan’da ya?ayan bu halklar? hallaç pamu?u gibi silkeleyip, yüzy?llar sürecek bir ‘Helenistik’ serüvenin içine atmas?, Peygamber zaman?nda Arap a?iretleri aras?nda devletsiz bir yeni dinî hareket olarak ba?layan ?slamiyet’in içinden, Pey-gamberin ölümünden k?sa bir süre sonra, Endülüs’ten Afganistan’a kadarki kültür, dil, din bak?m?ndan karmakar???k alanlara hükmeden kozmopolit bir imparatorlukçu devletin ortaya ç?kmas?; bir a?iretçi beylik olarak ba?layan Osman’?n Hane’sinin serüveninin, Ba?dat’tan Buda’ya, Kars’tan Cezayir’e kadarki alanlarda ya?ayan yüzlerce halk?n kaderini etkilemesi, Orta Do?u uygarl?k gelenekleri bölgesinin tarihinin ne ölçüde, mahalli de?il evrensel, köylü de?il kozmopolit çalkant?lar ile ?ekillendi?ini gösteren çarp?c? olgular?n ba??nda gelir.

Hem bu uygarl?k alanlar?n?n her birinin kendi üst kültür geleneklerinin tarihini hem de hepsinin bir arada olu?turdu?u ‘ökimene’nin[9] evrensel tarihini bir genel tarihi fon olarak tasarlamam?z, dünyan?n uygarl?k alanlar?n?n içindeki herhangi bir ‘mahal’in tarihîni görebilmemizin, anlayabilmemizin, anlatabilmemizin ön ko?uludur. Köylü kültürleri, ‘mahallî tarihler’e, uygarl?k ve kültür bölgelerinde binlerce y?l süren üst-kültür geleneklerinin ve Ökimene’nin genel tarihinin fonu önünde bakabilmek aç?s?ndan özellikle elveri?sizdir. Köylü kültürü içinden, bilgisel tarihçili?in üretilmesi, imkâns?z olmasa da, bir hayli zordur. Köylü kültürü içinden, o köyde pi?irilen yemeklerin, insanl???n lezzetli ve ‘uygun’ yemek çe?nisini tüketmedi?inin, dünyan?n ba?ka bölgelerinde o köyde olmayan binlerce lezzetli meyve, sebze, ku?, bal?k, hayvan ya da böce?in oldu?unun, bunlarla fevkalâde de?i?ik ve lezzetli yemeklerin pi?irildi?inin görülmesinin, imkâns?z olmasa bile bir hayli güç olmas? gibi.

Türkiye’nin bugünkü nüfusunda, binlerce y?ld?r oldu?u gibi, ‘kimlik imajlar? ve dünya görü?leri’ köylü kültürleri içinde olu?mu? insanlar?m?z büyük bir ço?unluk olu?turmaktad?r. ?ehirlerimizde ya?ayanlar?n toplam nüfusumuz içindeki pay?n?n yüzde elliye yakla?mas? bizi yan?ltmamal?d?r. Ba?ta ?stanbul gibi ‘say?sal metropol’lerimiz olmak üzere ?ehirlerimizde ya?ayanlar?n büyük ço?unlu?unun da ‘kimlik imajlar?’ ve ‘dünya görü?leri’, köylü kültürleri içinde ?ekillenmi?tir. Ne var ki, özellikle 1940′lardan sonraki demografik ve demokratik süreçler sayesinde, ‘kimlik imajlar?’ ve ‘dünya görü?leri’ köylü kültürü içinde ?ekillenen büyük insan y???nlar?, binlerce y?ldan beri d???nda tutulduklar? üst-kültür mekânlar?n?n içine girmi?, yer yer bu üst-kültür mekânlar?n? sosyolojik olarak i?gal etmi?, ‘köylüle?tirmi?’tir. Bu süreç, sonuçlar? ho?umuza gitse de gitmese de, ba?lang?çtaki çok büyük köylü nüfusu ço?unlu?u, yüksek bir nüfus art?? oran? ve ‘bütün insanlar yasalar önünde e?ittir ve bu nedenle seçmen olarak e?it oy sahibidirler’ diyen bana göre ahlâki olarak kabul etmek zorunda oldu?umuz demokratik de?er verildi?inde, önlenemez bir toplumsal de?i?me süreci olarak ya?anm??t?r. Ama say?sal ço?unlukça köylü olan toplumlar?n, nüfuslar? y?lda yüzde iki buçuk gibi bir h?zla büyürken demokratikle?meleri, büyük uygarl?k ve kültür maliyetlerine yol açar. Böyle bir nüfus patlamas? s?ras?nda demokratikle?en köylü toplumlar?nda, eski üst-kültür de?er ve kurumlar? çok büyük ölçüde ortadan kalkarken, bunun yerini alabilecek yeni bir üst-kültürün olu?turulabilmesi bir hayli güçle?ir. Meselâ ‘üniversiter’ yani ‘üniversal’-‘evrensel’ olana yönelme anlam?nda bir üniversite gelene?ini olu?turabilmek bir hayli güç olur. Ad?na üniversite denilen ‘yüksek tedrisat’ ‘mekânlar?’ oldukça kolay bir ?ekilde olu?turulabilse ve bu mekânlarda adlar?na ‘üniversite ö?retim üyesi’ ve ‘üniversite ö?rencisi’ denilen ki?iler oldukça kolay bir ?ekilde toplanabilse, ‘ad?na tarih bölümü’ denilen yerlerde ‘tarihçilik’ oldu?u söylenilen bir söylem oldukça kolayl?kla üretilebilse de, bunlar? üniversiter mekânlar, kaygular, u?ra??lar ve söylemler haline dönü?türmenin, belki olanaks?z olmasa da ola?anüstü zor oldu?u görülür. Yirminci Yüzy?l Türkiye’sinde oldu?u gibi.

Bir yanda, ?ehirde do?mu? olsalar da ‘kimlik imajlar?’ ve ‘dünya görü?leri’ gayri-tarihî köylü kültürleri içinde ?ekillenmi? olan[10] insanlar?m?z, hem üniversite ö?rencileri hem üniversite ö?retim üyeleri aras?nda önemli bir a??rl?k kazanm??lard?r. Di?er yanda, Cumhuriyet dönemi devlet gelene?inde, devletin bir ‘uygun resmî tarih resmi’ni ayakta tutmaya çal??may? i?i saymas?, Atatürk’ün iyi niyetli amatör tarihçilik merak? ve Türkiye’de ya?ayan kültürler birlikteli?ini ‘ayn? siyasî ve kültürel çat? alt?nda ya?amak isteyenlerin olu?turdu?u bir millet’e dönü?türme arzusuyla ba?lam?? ve Atatürk’ün ölümünden sonra devletin resmi bir al??kanl??? haline dönü?mü?tür. Bugünkü Türkiye gerçekli?inin bu iki özelli?i, Türkiye’de bir bilgi ‘meselesi’ olarak tarihçilik yap?lmas? ihtimalini bir hayli zay?f k?lmaktad?r. Bu konuda yap?labilecek fazla bir ?ey de yoktur. Türkiye’de ‘siyasal ve kültürel çat?’n?n, Türkiye’deki insanlar?n büyük ço?unlu?unu, aralar?ndaki farklara ra?men alt?nda birlikte ya?amak istedikleri için sa?lam bir çat? oldu?undan ço?umuz emin oluncaya kadar, Türkiye’de kimlik ‘mesele’lerimizi ve nas?l bir Türkiye’de ya?amak istiyoruz sorusuyla ilgili tez ve davalar?m?z?, yumu?ak ve sakin üsluplarla ifade etmek konusundaki aksamalar?m?z sürecektir. Hem farkl? kimlik imaj?, dünya görü?ü ve siyasi programa sahip sivil gruplar, hem de o s?rada hangi grup ya da gruplar?n siyasi etkisi alt?ndaysa devlet, Türkiye’nin ço?ulcu ve kar???k bir dünyada ço?ulcu ve kar???k bir ülke olmas?n?n, istense de istenmese de, hayat?n kaç?n?lmaz bir özelli?i oldu?unu içine sindirinceye, böyle bir gerçeklikle ya?an?lmas?n?n kaç?n?lmazl???n?n terbiyesini edininceye kadar, tarihle u?ra?maya, daha çok, tekçi hakimiyet özlemleri, dünyada itibars?zl?k endi?eleri, bölünüp parçalanma korkular? gibi, bilgisel bir i? olarak tarihçilikle ili?kisi olmayan ama be?eri saikler yön verecektir.

Türkiye’de ‘kendi’ tarihimiz ya da tarihlerimiz ve ba?kalar?n?n tarihleri hakk?nda ‘biz’im çizdi?imiz ‘tarih resim’leriyle, ‘ba?kalar?’n?n bizim ve birbirlerinin tarihi konusunda çizdi?i ‘tarih resim’lerin aras?nda bire bir, bir çak??ma olmas? ne mümkün ne de gereklidir. Ama e?er tarihçilik d???m?zdaki olgusal gerçekli?in bir k?sm?n? bilmeye çal??mak i?i ise, bizim üretti?imiz resimler ile ba?kalar?n?n ürettikleri aras?nda önemli bir benzerli?in olmas? gerekir. Günümüz dünyas?nda, içinde tarihin görüntüsünü yeniden üretme i?inin büyük ölçüde bir bilgi i?i gibi ele al?nd??? baz? kültürler vard?r. Ama baz? ba?ka kültürlerde, tarihin görüntüsünü üretmek i?i bir bilgi meselesi gibi de?il, ba?ka amaçlar? sa?laman?n arac? gibi ele al?nmaktad?r. Bunun için, biz kendi milli kültür ortam?m?zda kusursuz tarihçilik yapsak da, bizim ve ba?kalar?n?n tarih resimleri aras?nda önemli farklar?n bir k?sm?n?n sorumlulu?u ba?kalar?na ait olacakt?r. ABD Ba?kan’? Bush’un, Ermeniler’in ba??na gelenler hakk?nda söylediklerini bilgisel tarihçili?in çok d???nda kalan kayg?larla söylemi? olmas?nda oldu?u gibi. Ama bizim üretti?imiz tarih resimlerinin, dünyan?n geri kalan k?sm?nda, özellikle birden fazla devlet ve millî kültür alan?ndaki insanlar aras?nda ortak bir tarihî gerçeklikmi? gibi kabul gören tarihî görüntülerden tamamen kopmamas? konusunda bizim de önemli bir sorumlulu?umuz bulunmaktad?r.

Osmanl? ?mparatorlu?u, bütün imparatorluklar gibi, belirli bir siyasi-askerî-idarî merkezin, zor kullanarak yapt??? fetihlerle olu?mu? bir imparatorluktu. Bir millî ya da dinî devlet de?ildi. Osmanl? ?mparatorlu?u’nun görüntüsü, bugün kendini bu imparatorlukta fetihleri yapanlar?n çocuklar? gibi sananlarla (ki bugünkü Türkiye Türklerinin önemli bir k?sm?, do?ru ya da yanl?? oldu?u tart???lmas? gereken bir ?ekilde, kendilerini Osmanl? Devleti’ni olu?turan fatihlerin çocuklar? gibi görmekedir), Araplar, Grekler, S?rplar, Bulgarlar, Bo?naklar, Ermeniler gibi, bu devletin zor kullanarak fethetti?i halklar?n çocuklar? gibi görenlerin bak?? aç?lar?na göre farkl? olmaya mahkûmdur. Bugünkü Türk tarihçilerinin Osmanl? ?mparatorlu?unun tarihi ile u?ra?malar?nda, bilgisel kayg? s?n?rlar? içinde kalmalar?, hem onlar? hem de Türkiye’nin bugünkü insanlar?n?, da??lm?? bir imparatorlu?un sömürgecili?ini me?rula?t?rmaya çal??anlar görüntüsüne dü?mekten al?koyacakt?r. De?i?en ve kar???k bir dünyada zor iç meselelerle birlikte de?i?en ve kar???k bir toplum olarak var olmam?z?n gündeme getirdi?i ve gelece?e yönelik menfaatlerimiz aç?s?ndan, Osmanl? tarihi ba?ta olmak üzere tarihle u?ra?ma i?ini, içinde ya?amaya mahkûm oldu?umuz kendi zamansall???m?zda, ço?ulcu bir dünyan?n milletler, halklar ve devletler camias?na ba?ar?l? bir ?ekilde kat?labilme gücümüzü azaltan bir i? haline dönü?türmemeye dikkat etmemiz gerekmektedir.
[1] ‘Sorun’ ?ngilizce’deki ‘problem’, kar??l??? ise, ?ngilizcede ‘issue’ kelimesiyle kar??lanan kavram kar??l???nda ayr? bir kelimeyi, ki burada ‘mesele’yi kullanmak daha do?ru olacakt?r. Semantik olarak önemli farklar içeren ve ba?ka dillerde ayr? kelimelerle kar??lanan kavramlar?, öz Türkçecilik u?runa tek kelimenin içine t?kmak bence yanl??t?r. Dilde ‘?rkç?l?k’ kap?s?na ç?kan yanl?? bir ‘ilericilik’ anlay??? u?runa semantik zenginlikten vaz geçilmemelidir.

[2] Mazdayasna (Mecuzîlik)-Yahudi-Hristiyan-?slâm dinlerinin olu?turdu?u gelenek.

[3] Katolik kilisesinin, kendi doktrinini teyid etti?ini sand??? için, evrenin ba?lang?c? hakk?ndaki ‘big bang’ teorisini benimsemesi, 1981 Jizvitlerin bu konuda Vatikan’da toplad?klar? ‘bilimsel konferans’ ve Papa’n?n bu konferansa kat?lan bilim adamlar?na “Big Bang’dan sonra evrenin evrimini ara?t?rman?n sak?ncas? oldu?u(nu) çünkü bunun Yarad?l?? an? ve bu nedenle Tanr?’n?n i?i oldu?u(nu)” söylemesi için bak. Stephen Hawking (1988) A brief history of time (London: Bantam Books), s.50, 122

[4] ‘Dinci’ terimini, ba?ka insanlar?, onlar isteseler de istemeseler de, kendinin ‘do?ru din’ sand??? her neyse ona göre ya?atman?n, bu nedenle de toplumda, ba?ka insanlar?n kendinin ‘do?ru din’ sayd???n?n d???nda ya?ayabilece?i alanlar?, eksenleri ortadan kald?rman?n kendi ‘dini’ görevi oldu?unu sanan ki?iyi ve tavr? belirtmek için kullan?yorum. A?ikârd?r ki bu tav?r, ‘dini’ bak?mdan ço?ulcu yani ba?ka dinlerin mensuplar? ve dinsizlerden olu?an kar???k bir dünyayla kavgas? olmadan, böyle bir dünyada ya?amaya raz? olmay? ‘estetik olarak güzel’ ve/veya ‘ahlakî olarak do?ru’ ve/veya ‘pratik’ nedenlerle zarurî sayan bir insan?n kendi dinselli?ini ya?amas?, yani ‘dindar’ olmas?ndan temelde farkl?d?r.

[5] Bunun tipik bir örne?i, bir son dönem Osmanl? ‘tarihçisi’nin(!), II. Osman’? tahttan indiren yeniçerilerin, öldürmeden önce onun bedenine yapt?klar? tecavüzleri anlatan bir belgeyi, “milletimin çocuklar? böyle ?eyler okumas?n”lar gerekçesiyle imha etmesidir. Belgeyi imha edenin gerekçesi üstünde dü?ünülme?e de?er. Ama bu imha eyleminin de?i?tiremedi?i tarihî gerçeklik, yeniçerilerin II. Osman’?n bedenine, bize bugün ‘naho?’ gelen tecavüzleri yapm?? olmalar?d?r.

[6] Bu ifadeyi bir ‘tarihçi’ doçentin, Osmanl? ‘kanun’ metinlerini Çumhurba?kan? Özal’a sunarken söyledi?i sözler olarak, TRT’nin 17 may?s 1990 saat 20.00′de yay?nlad???, 1. kanal haber bülteninde duydum. Osmanl? devlet gelene?inde de, yaz?n?n ke?finden bu yana geni? alanlara tar?m temelli ‘eski’ kültürlerde ya?ayan insanlara hükmeden yüzlerce devlet gelene?inde oldu?u gibi, binlerce ‘kanun’, ‘yasak’tan gelen yasa’, ‘emirname’ mahiyetinde kurallar dizisi yürürlü?e koymak, yürürlükte tutmak istemi?tir. Ama ‘kanun’ ç?kart?lmas?, ç?kartan devleti ‘hukuk devleti’ yapmaz. Hukuk devleti yönetilen insanlar?n, yönetenlere kar??, yönetenler istese de istemese de korunabilen ‘haklar’a, medeni haklara yani temel haklara sahip ‘yurtta?lar?n’ olu?turduklar? ‘siyasal toplum’ olarak ‘medine’nin, ‘?ehir’in, ‘polis’in korumak için varoldu?u haklara sahip olduklar? bir gerçeklikle ili?kilidir. Tanzimat öncesindeki Osmanl? Devlet gelene?inin, bunun içindir ki, yüz bin, bir milyon, on milyon ‘kanun’ ç?kart?lm?? olsa da, ‘hukuk devleti’yle bir ili?kisi yoktur. Osmanl? Devlet gelene?inin tarihçili?ini yapmak, ki?inin, ‘Osmanl? Devleti’ni barbarl?kla suçlayanlara ‘kar?? korumak’ gereksinmesini duymad??? ölçüde yapabilece?i bir i?tir.

[7] Yeni Oxford ?ngilizce Türkçe sözlü?ü “myth”i, “mit, geleneksel olarak yay?lan ya da toplumun hayal gücü etkisiyle biçim de?i?tiren, tanr?, tanr?ça, evrenin do?u?u ile ilgili imgesel, alegorik bir anlat?m? olan halk öyküsü, mitos, efsane, söylence; hayali varl?k; uydurma ?ey, masal” olarak aç?klamaktad?r

[8] Mezopotamya’da, ?Ö 4 bin y?l?n ikinci yar?s?nda.

[9] Eski Helence’de, dünyan?n, üstünde uygar insanlar?n ya?ad??? k?sm?n?n tamam? anlam?na gelen kelime.

[10] Bu ifademin, bir elitçi kendini be?enmi?lik i?areti olarak ele al?nmamas? gerekmektedir. Y?llardan beri ders verdi?im ö?rencilerimin önemli bir bölümü, üniversiteye gelinceye kadar olu?mu? ‘kimlik imajlar?’ ve ‘dünya görü?leri’ köylü kültürleri içinde ?ekillenmi? ve büyük bir k?sm? zeki, çal??kan, dürüst ve cesur genç k?z ve erkeklerdir. Bunlar?n ço?unu, kendi evlatlar?m gibi sevdim ve sahip oldu?um her bilgimi onlar?n emrine vermek en büyük haz kayna??m oldu. Bir Cumhuriyetçi olarak da, toplumsalla?ma mekan?, aile, dil, din, mezhep, e?itim, meslek, gelir ve servet farklar?m?za ra?men birbirine e?it moral de?ere sahip varl?klar olarak bakmam?z?n en temel de?erlerimizden biri oldu?una inanmaktay?m. Ama bütün bunlar, insanlar?m?z?n önemli bir k?sm?n?n kimlik imajlar? ve dünya görü?lerinin, yaz?l? üst-kültür geleneklerini bar?nd?rmayan köylü kültürlerinde ?ekillenmi? olmas? ve bunun bugünkü Türkiye’de belirli toplumsal, kültürel, siyasi sonuçlar getirmesi gerçekli?ini de?i?tirmemektedir

Yorum yok | Kategoriler: Tarih |

12 Eylül 2007 - 15:32K?z Kulesi

KIZ KULES?

TAR?HÇE

K?zkulesi’nin mimari yap?lanma süreci M.Ö. 341 y?l?na kadar uzan?r. O dönemlerde bo?az?n ç?k?nt?s? olan bu burun, (daha önce yar?mada oldugu ile ilgili söylenceler vard?r) “vus” ad? ile an?l?r. Bu tarihte Komutan Chares’in e?i için, mermer sütunlar üzerine yap?lan bir an?t mezar kimli?inden sonra, M.Ö. 410′da Sarayburnu’nun bulundu?u yerden, kulenin bulundu?u adaya zincir gerilerek, bo?az?n giri? ve ç?k??lar?n? kontrol eden bir gümrük istasyonu haline getirilir. M.S. 1110′lere geldi?imizde ise ilk belirgin yap? (kule), ?mparator Manuel Comnenos taraf?ndan in?a ettirilir. Savunma kulesi olarak in?a ettirilen bu yap? “Küçük Kale” anlam?na gelen Arcla ad?n? al?r. Bu yap? ile ilgili net bilgiler olmamakla birlikte bugünkü boyutlar?na yak?n oldu?u dü?ünülmektedir. ?stanbul’un fethi s?ras?nda savunma amaçl? olarak kullan?lan kule, 1453 y?l?ndan sonra çok farkl? amaçlarla kullan?lm??t?r. Osmanl? döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullan?lm?? ve Mehterler burada adaya yerle?tirilen toplar?n at??lar? ile birlikte nevbet (bir çesit ?stiklal Mar??) okumu?lard?r. 1509 depreminde zarar gören yap?, daha sonraki y?llarda tekrar in?a ettirilir. Bunun d???nda ilave edilen fenerle de gemilere yol gösterme i?levi yüklenir. O dönemde in?a edilen yap?, kule ve kale olarak iki ayr? bölümden olu?mu? ve içine sarn?ç yap?lm??t?r. 1719 y?l?nda fenerden ç?kan alevle yanan k?zkulesi, 1725 y?l?nda ?ehrin Ba?mimar? Nev?ehirli Damat ?brahim Pa?a taraf?ndan tekrar onar?l?r. Kule k?sm? biraz de?i?tirilerek üst tarafa caml? bir kö?k ve onun üzerine de kur?unla kapl? bir kubbe oturtturulur ve bina kagir olarak tekrar yap?l?r. 1830 senesinde kolera salg?n?n?n ?ehre yay?lmamas? için karantina hastanesine dönü?ür.Osmanl? ?mparatorlu?u’nun çökü? devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullan?lmaya ba?lan?r ve toplarla donat?l?r. Ünlü hattat Rakim’in yaz?s? ile kap?s?n?n üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut’un tu?ras?n? ta??yan kitabe yerle?tirilir. 1857′de tekrar fener ilave edilir ve 1920 y?l?nda fenerin lambas? otomatik ???k yapma sistemine kavu?ur. 1944 senesinde restorasyon yap?l?r. 1959 senesinde Askeriye’ye devredilir ve radar istasyonu olarak kullan?l?r. 1982 senesinde Türkiye Denizcilik ??letmeleri’ne devredilir, bu dönemde bir ara geçici olarak siyanür deposu olarak kullan?l?r. 1992′ den itibaren buran?n özel sektöre devri konu?ulur, ?stanbul Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Mimarlar Odas?, ?airler, Turing, Ulusoy ?irketler Grubu gibi pek çok kurum çe?itli medyatik projeler üretirler…

K?z Kulesinin Restorasyon Öncesi Görüntüleri…

   

  

HAKKINDA

Bo?az giri?indeki kayal?k üzerine kurulmu? küçük, ?irin bir kuledir. ?stanbul’un sembollerinden birisidir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullan?lm??, Bo?az giri?ini belirten bir mihenk noktas?d?r. Sular?n, karasevdan?n ve söylencelerin gizemini ta??yan K?z Kulesi, istanbul’un en romantik ve gizemli mekanlar?ndan biri. Al?ml?, sevdal? ve denizin ortas?nda bir ba??na, yapayaln?z… Kendi kendine yeten bir tarihe sahip olan mekan, yüzy?llard?r anlat?lan efsaneleriyle de bir ilgi oda??.

K?zkulesi, Asya ile Avrupa’n?n ke?i?ti?i bir noktada, Asya sahillerinden bir ok at?m? uzakl?kta bir tas tümse?e oturtulmu? bir kuledir. ?ki k?ta aras?ndaki konumu sebebiyle dünyada e?i benzeri olmayan yap?lar konumundad?r.
Geçmisi 2500 y?l öncesine dayanan bu küçük kule, ?stanbul’un tarihine e? bir tarih ya?am?? ve bu kentin ya?ad?klar?na görgü ?ahitli?i yapm??t?r. Antik ça?da ba?layan geçmisi ile Yunan’dan Bizans ?mparatorlu?u’na Bizans’dan Osmanl? ?mparatorlu?u’na, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmi?tir.

?lk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipli?i yapan bu ada Bizans Dönemi’nde in?a edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullan?lm??t?r.Osmanl? Dönemi’nde ise gösteri platformundan savunma kalesine, sürgün istasyonundan karantina adas?na kadar bir çok i?lev yüklenmi?tir. Asli görevi olan ve yüzy?llardan beri varl??? ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz k?rpan feneri ile yol gösterme i?levini hiç kaybetmemi?tir. Geçmi?ten gelece?e en çok da dü?lere yol göstermektedir K?zkulesi…
Yüzy?llar boyu hep hikayeleri ile an?lan bu kule 2500 y?l sonra ilk kez kap?lar?n? insanlara açm??t?r. Yaln?zl???n, a?k?n, ula??lmazl???n ve daha birçok ?eyin sembolü olan kule için onlarca ?iir yaz?lm??, yüzlerce resim yap?lm?? ve binlerce foto?raf çekilmi?tir. 2500 ya??nda ve her dem genç kalacak olan K?zkulesi ‘nin insan? büyüleyen gizem dolu bir atmosferi vard?r.

K?z Kulesinin Restorasyon Sonras? Görüntüleri…

   

   

EFSANELER

K?zkulesi’nin ula??lmazl??? nedeniyle, insanlar onun içinde ya?an?lanlar hakk?nda çok fazla bilgiye sahip olamam??lar ve içi ile ilgili hikayeler anlatmak ve dü?ler kurmak ile yetinmi?lerdir.
K?zkulesi ile ilgili anlat?lan ilk hikaye; Ovidius’un kaydetti?i bir a?k hikayesidir. Hero ile Leandros adl? iki gencin hüzünlü a?k?n? anlatan bu hikaye, Hero’nun kuleden ayr?lmas?yla ba?lar. Hero Afrodit’in rahibelerindendir ve a?ka yasakl?d?r.

Y?llar sonra Afrodit’in tap?na??nda yap?lan bir törene kat?lmak için kuleden ayr?l?r ve orada Leandros ile kar??la??r. Birbirine a??k olan iki genç, Leandros’un gece kuleye gelmesi ile a?klar?n? kutsarlar. K?zkulesi her gece iki gencin gizli a?k?na ve yasak sevi?melerine tan?kl?k eder. Leandros’un yüzerek kuleye geldigi f?rt?nal? bir günde Hero’nun yakt??? sevda ate?inin feneri söner. Karanl?kta yolunu kaybeden Leandros bo?az?n sular?na gömülür. Sevgilisinin öldü?ünü gören Hero da kendini K?zkulesi’nden bo?az?n sular?na b?rak?r. Kavu?amayan a??klara atfen anlat?lan bu hikayeden ba?ka bir de; Kleopatra’n?n sonuna benzer bir sonun anlat?ld??? y?lan hikayesi vard?r. Kehanete göre kral?n birine, çok sevdi?i k?z? onsekiz ya??na geldi?inde bir y?lan taraf?ndan sokularak ölecegi söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortas?ndaki bu kuleyi onararak k?z?n? buraya yerle?tirir. Kaderin kaç?n?lmazl???n? kan?tlarcas?na, kuleye gönderilen üzüm sepetinden ç?kan bir y?lan, prensesin tenine süzülerek zehrini bo?alt?r. Kral, k?z?na demirden bir tabut yapt?rarak Ayasofya’n?n giri? kap?s?n?n üstüne yerle?tirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vard?r. Y?lan?n, ölümünden sonra da onu rahat b?rakmad???na dair hikayeler anlat?l?r. En son anlat?lan hikaye ise Osmanl? Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi’nin askerleri ile K?zkulesi’ne bask?n yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru’nun k?z?n? kaç?rd??? ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun k?z? ve hazinelerini ald?ktan sonra Üsküdar’dan at?na atlay?p oradan uzakla?m??t?r. Çokça bilinen “At? alan Üsküdar’? geçti” laf? bu hikayeden gelir. Bu hikayeden günümüze gelen bir di?er ?ey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Di?er efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya K?z-Kulesi ismini vermi?lerdir. Antikça?’da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adlar? ile an?lan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapm??t?r. ?imdi ise “K?zkulesi” ismi ile bütünle?mi? ve bu ismi ile an?lmaktad?r.

Yorum yok | Kategoriler: Tarih |

12 Eylül 2007 - 15:31Define ve Definecilik Hakk?nda Her ?ey

DEF?NE VE DEF?NEC?L?K HAKKINDA HER ?EY

Define Nedir?

Define, toprak alt?na saklanm?? madeni para, külçe alt?n, gümü? ve k?ymetli e?ya olarak nitelendirilebilir.

Çe?itli hukuklar, tarihi geli?im içinde yeralt? madenleri ve define hakk?nda hükümler koymu?tur. Feodal dönemlerde Avrupa ülkelerinde, memleketin tek sahibi krallard?. Dolay?s?yla defineler de onlar?n olurdu. Bugün de çe?itli Avrupa ülkelerinde define bulan, yetkili kuruma haber vermek zorundad?r. El koyma amac? olmad??? sürece saklanmas? a??r bir suç say?lmaz. Fakat gerçekte defineyi bulan?n bunu yan?nda b?rakmas?na genellikle izin verilir.

Yasalar?m?zdaki define tarifi:

“Bulunmalar?ndan çok zaman evvel gömülmü? veya saklanm?? oldu?u ve art?k sahibi bulunmad??? muhakkak görülen k?ymetli ?eyler define addolunur. Define, içine gömüldü?ü veya sakland??? gayrimenkul veya menkulun sahibinin mülkü olur. ?lmi bir k?ymeti haiz e?yaya ait hükümler mahfuzdur. ”

Defineyi ke?feden k?ymetinin yar?s?n?, tecavüz etmemek üzere hakkaniyete muvaf?k bir ikramiye talep edebilir.

?slam hukukunda defineler üç k?s?md?r:

1. ?slami bir i?aret ta??yan defineler. Bunlar; bulunan ve sahibi belli olmayan mal hükmündedir. Sahibi ç?kmayaca?? anla??l?rsa devlet hazinesine; devlet hazinesi yoksa zengin ise fakir olan annesine, babas?na verebilir. Fakir ise kendisi kullanabilir.

2. ?slamiyet’ten önceki devre ait bir i?aret ta??yan defineler. Ganimet gibi be?te biri devlet hazinesine, kalan? arazi sahibine; arazi sahipli de?ilse, bulana ait olur. ?mam-? Ebu Yusuf’a göre ise kalan? bulan?n olur.

3. Herhangi bir i?aret ta??mayan defineler. Baz? alimler, bunun 1. k?sm?n hükmüne, baz?lar? ise, 2. k?sm?n hükmüne girdi?ini bildirmi?tir.

Defineci

DEF?NEC?: Önceden saklanm?? hazineleri bulmaya çal??an insand?r. Bu i?in ba?ar?lmas? için mutlaka bir e?itim almas? gerekir, e?itimsiz defineci yarardan çok zarar verecektir. Bilinçsiz defineci neyi nerede ve nas?l arayaca??n? bilmez.

E?itimsiz bir defineci, ayn? zamanda iflah olmaz bir hastal???n bir umut sevdas?n?n a????d?r. Definecinin e?itim alacak bir kurumu yoktur. Bu itibarla kulaktan kula?a dola?an rivayetlere göre hareket etmektedir. Bu nedenle dedektör sat?c?lar?n?n, medyumlar?n, cincilerin ekmek tenkisi halindedirler.

Önemli: Yo?un teknoloji ve bilginin kullan?ld??? ça??m?zda, muhtelif hurafelerle yola koyulmak ak?l kâr? de?ildir. Definecinin ve Arkeologun ana kayna?? arazidir.

Definecinin sorunlar?n?n ba??nda e?itim sorunu gelmektedir. Bu soruna devletimizin el atmas? ?u an itibariyle mümkün gözükmemektedir. O zaman bu sorunu nas?l a?aca??z. Geli?mi? teknoloji sayesinde yazarak, yazd?klar?n?,tecrübelerini payla?arak klasik anlay??ta, yap?da kurtulabilir. Yard?mla?arak e?itim sorununu hal edebilirler.

1- Sözü do?ru olmal?d?r.

2- Tecrübelerini payla?ma i?ini bir görev saymal?

3- Çözemedi?i izleri korumal?, k?rmamal?d?r.

4- Yasal s?n?rlar? a?mamal?, kaçak kaz? yapmamal?d?r.

5- Tarihi bilgisi üst seviyede olmal?.

6- Bu alanda kullanaca?? teknolojiyi iyi tan?ml?d?r.

7- Nefsine dü?kün tamahkâr olmamal?d?r.

8- Definecilik bir geçim kayna?? olarak görmemeli. Bir hobi ?eklinde yapmal?d?r.

9- Tarihi izleri korumal?,

10- Defineci bir arkeolog kadar bilgili ve becerikli olmal?d?r.

11- Yapaca?? i?leri bir plan dahilinde yapmal?d?r.

12- Her buldu?u veriyi kay?t etmeli, sonrada yorumlamal?d?r.

13- Hurafelerle yola ç?kmamal? Mutlaka yüzeysel bulgularla i?e ba?lamal?.

??aret Nedir?

??ARET (Epigrafi) = Bir tür ?ifreleme yöntemidir. Saklad??? varl?klar?, de?erleri herhangi bir tehlikeye kar?? korumak ve sonrada gelip almaya yarayan ?ifreleme düzene?i ile birlikte bir çe?it anlat?m ve bir dildir. Bunlar oyma kabartma ve boyalama ?eklinde günümüze kadar ula?m??t?r. Kayalara yap?lan her figürün motifin mutlaka bir anlam? vard?r. Anlams?z manas?z hiç bir emek sarf edilemez. Ancak her kaya damgas? da define için de?ildir. Direkt gömünün i?areti olmaz. Bunu unutmayal?m.

Kaya damgalar? mutlaka bize bir ?ey söylüyordur, yap?m amac?da bu olmal?, örne?in kayalarda ço?unlukta gözüken yuvarlak oymalar mezar? i?aret eder, bu oyman?n yap?l?? amac?; Mezar?n yan?nda ki kayaya oyularak içine ya? dökülüp yak?l?yordu, Bu günkü mezarlar?n üstünde yak?lan mumlar gibi biz buna mumyal?k desek daha mant?kl? olacak. kare veya dikdörtgen oymalarda ayn?d?r. Bir ok yön için kullan?lm??t?r. Özetleyecek olursak her figür ancak özellikleri ile okunur. Örnek verecek olursak bir bu?day ba?a?? berekettir, bereketi sembolize etmi?lerdir, direkt defineyi de?il.

Her kaya damg